Kategori: Sakarya
Sakarya’da okumaya başladıktan sonra , her ne kadar İstanbul daki bir çok arkadaşıma ve akrabama oraların nasıl olduğu ve nasıl vakit geçirdiğim konusunda az çok bi şeyler anlatmış olsamda (hatta bazılarını bıktırsam da), geçen 1 senenin ardından şöyle genel bi değerlendirme yapmak amacıyla bu yazıyı yazmaya karar verdim. Hem böylelikle, bu konuda pek konuşamadığım arkadaşlarımda fikir sahibi olabilirler. Bende hafızamı tazelemiş olurum
Yeni bir okula başlıyorsanız ve hayatınızın önemli aşamalarından birine adımınızı atmışsanız (ki lisede de bunu yaşadık) , az da olsa endişeleler oluşmaya başlıyor. Yeni arkadaşlarla iyi anlaşabilecek miyim, kafa dengi birilerini bulabilecek miyim , eskiyi mumla mı arayacam, üniversite ortamı nasıl olur gibi sorular akla geliyor. Herkes için böyle olmamıştır belki ama ben bunları az da olsa düşündüm Sakarya’ya gelirken. Fakat bu endişeler yavaş yavaş kayboldu.
Sakarya’da 1 sene boyunca yurtta kaldım ve fazla sıkılmamamı sağlayan , çevremi genişleten şeyin yurtta kalmam olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Oda arkadaşlarım çok şükür iyi insanlardı ve hepsiyle iyi anlaştım. 1. dönem Onur , Gökhan ve Çağrı ile cidden sıkı muhabbet kurduk ve güzel günler geçirdik. Çağrı’nın dizüstü bilgisayarı , Gökhan’ın teknoloji harikası mp3 player’ı ve akustik gitarı sayesinde müzisyen oda ilan edildik. Ben İstanbul da iken Çağrıların , “Fuat ve Erdinç” le bir iftar yemeğinde Zardanadam muhabbetinden tanışması ve sonraları beni de tanıştırmaları bi dönüm noktası oldu diyebilirim hepimiz için.

Soldan-Sağa Yukardakiler: Ben, Gökhan
Aşağıdakiler: Onur , Çağrı ve Fuat
Fuat‘ın saçlarının benim saçlarıma çok benzeyişi , müzik bilgisi ve Çağrı’nın söyleyişle “Virtüöz seviyesinde gitar çalma kabiliyeti :)” sayesinde baya keyifli zaman geçirdik. Hele bi de Erdinç var ki onun hakkında ayrı bi sayfa açmam gerekebilir, az vakit geçirmedik beraber
Bu zamandan sonra sık sık biraraya geldik , müzik yaptık, bol bol tıkındık, monopoly oynadık (umut’a sevgiler) ve muhabbet ettik, diğer odadaki arkadaşlar 1. öğretim öğrencisi olmasına rağmen bi şekilde birarada kaldık.Yurtta bu saydıklarımın dışında çoğu oda ile muhabbetim vardı , bununda sanırım en önemli sebebi masa tenisi salonunda çok vakit geçirmem (hatta bi ara hiç çıkmamamdı). 2. dönem başında masanın esrarengiz bi şekilde kaybolmasıyla bu hobimizede ara vermek zorunda kaldık.
Okula gelince, ilk ay çok az insanla tanışabildim. Nedeni de Ramazan ayı nedeniyle herkesin bitsede gitsek modunda oluşuydu diyebilirim. Dersler genelde blok yapılıyordu , ara verilse bile kısa tutuluyordu ve ders bitince millet hemen dağılıyordu. Dolayısıyla muhabbet edicek ortam başlarda pek olmadı. İsimler hemen ezberlenemedi
Ramazan bittiğindede hemen ısınamadık ama sonraları her şey yavaş yavaş rayına girdi. Sohbetler koyulaştı, çaylar tazelendi… Bir türlü ayarlayamadığımız ha oldu ha olacak dediğimiz halı saha maçını da kampüste ayarlayıverince her şey tam oldu, isimler de ezberlendi
Bundan sonrası cidden rahat geçti, tek bi şey hariç “Geberesice Teknik Resim ödevleri”. Zaten çizime karşı kabiliyeti 0 olan beni delirten , elli dafa silgi kullandırttıran , eğik yazı yazdıran , beni ilkokuldan beri sevdiğim tahta kalemden soğutan şey oldu bu ödevler. Aynı yurtta kaldığım , bölüm arkadaşlarım “Mustafa ve Kaan” olmasaydı sanırım bu sıkıntı iyice azap olucaktı. Vizelere , finallere de beraber hazırlandık genelde , bi şekilde dersleri , ödevleri kotardık.(2 kredisiz dersten kalmış olsam da :)) Sağolsunlar , varolsunlar…
İlk dönem böyleydi, ama asıl 2. dönem’e sonra değinicem. Hoşçakalın…
Bugün 1 defa okunmuş
En son 28-08-2008 tarihinde okunmuş
# mehmet memogedo | 24 Tem 2007 | 17:59 |
euheuh bu foto ne olm
herkes özelliğini gösteren bi eşya mı almış eline
bodyci çocuklar benden sıska lan
neyse ilk dönemin güzelmiş
# fuat | 26 Tem 2007 | 13:55 |
ya ahmetim ne güzelde anlatmış, yaşarken pekte farkında olmadgım o şeylerin güzelligini. insan arkasına bakınca bazı şeyler daha renkli ve keyifli geliıyor sanırım….ii ki tanımışım hepinizi hakaten o sıkıcı yurtta nasıl oldu da bir araya gelebildik ve kendimizi biraz da olsa tatminedecek o ortamı kurduk:)…. mızıkalı saatler, mario baskınları, bagetlere bateri deyişi, gitarı alıp vermeyişi, gece oynadıgımz acımasız kemer oyunları:), ve daha bi çok şey..ha bide unutmadan gece oynadıgımız maçlar….bide benim nasıl attığımı hala çözemedgim o gol :)…..
hepsi güzeldi umarım bu sene herşey daha güzel olcak..
komsuyuz nede olsa bu sene…..:)
bagetlerin, gitar seslerinn hava da uçuşacağı günler dileğiyle…
# erdinç | 27 Tem 2007 | 22:11 |
hakkaten ahmet bu foto ne ole:)))))) ve ben nie yokum darıldım bak:)) fuat dostum ben o golün nasıl atıldığını biliom sadece balık :)) (seni tatmin etmek için harika bi futbolcusun demıcem:D) ve hala diom o topu bi senın ayağında gördum bide kalede
marionun bagetlere bateri deişi bütün sakarya hayatım boyunca en fazla güldüğüm an oldu (ver bakayım bateriyi)
hehe ahmet bende kıskandım seni en kısa zamanda site açıom:D (istiosan ozenti de) ne kadar dersten kalsamda bi senem bosa gitsede sakarya guzeldi ama yurtta en sevmediğim olay devamlı aynı yemek cıkmasıydı, mercimekkkkkkkkkkkk
artık yemekten nefret ediom 10 sene yemem heralde ve tabiki nasıl tanıştık?
ZARDANADAM:))))))))))))))))
# Ahmet Eyüp | 28 Tem 2007 | 11:35 |
@mehmet, o çocuk body yapmıyodu, herkes bi şeyle meşgul olsun derken onur arada kaynadı
fuat ve erdinç yazdıklarımın değersiz olmadığını bana göstermiş oldunuz yorumlarınızla, sizinde okuyunca bi şeyler hissetmeniz güzel olmuş
benim yazmadığım şeyleri de siz bana hatırlatmış oldunuz. Gol ve bateri olayı zaten çok konuştuğumuz şeylerdi
Mercimek ise topluca lahmacun almamızı sağlayacak hatta futbol takımınıza “anti-mercimek” koymanızı sağlayacak kadar önemli bi yemekti, iyi hatırlattın
# Ahmet Eyüp » Bir yurt şarkısı | 10 Ağu 2007 | 01:12 |
[...] bölümünde üniversitede mızıka çalmaya başladığımdan, Sakarya günleri yazısında ise Fuat ile yurtta beraber bi şeyler yaptığımızdan bahsetmiştim. İşte ilk [...]