Gelmeden önce telaş ettiğim, aboovv dediğim, susuzluğa nasıl dayanıcam, kavrulcam dediğim 11 ayın sultanı nihayet geldi çattı ve bu yazıyı Ramazan’ın 4. gününde yazıyor olsamda, şu ana kadar gayet güzel gidiyor.
İstanbul her Ramazan olduğu gibi cıvıl cıvıl, renkli görüntüler sergiliyor. İlk günden Oruç Baba türbesi önü ve sirkeli-ekmekli hanım teyzeler gösteriledursun biz ailemizle aynı sofrada olmanın mutluluğunu yaşadık
Her taraftaki iftar çadırlarının, otobüste/trende iftar vakti geldiğine birbirine yiyecek uzatan, hiç tanımadığı birine oruç açtıran insanların, camilerdeki kandillerin, namazlarda kıkırdayan çocukların varlığına sevindik. Tatlıya, Ramazanların vazgeçilmez tatlısı Güllaç’a sevindik. 11 ay bekleyip de sonunda yiyeceğimiz Hurma’ya da sevindik
Öte yandan uzun zamandır göremediğimiz eş-dost-akraba ile iftar sofralarında buluşmayı özledik. Ders bittiği zaman koşa koşa İftar’a yetişmeyi, kaç dakika kaldığını öğrenmek için dakikada bir saati sormayı da özledik. Sahur vakti gümbür gümbür çalınan (ama ne hikmetse beni uyandıramayan) Davul sesini özledik. Daha bir çok şeyi özledik. İnşallah bu ramazan hepimiz için çok ama çok güzel geçer…